YAZI

 

  Bir boş gezenle, bir gazeteci sohbet ediyorlardı.

Bir ara gazeteci sorar:

—Demek, siz de hayatınızı kaleminizle kazanıyorsunuz, öyle mi?

—Evet, aynen öyle.

—Hangi gazeteye yazıyorsunuz?

—Gazeteye yazmıyorum. Aybaşların da babama para istemek için mektup yazıyorum.

 

YÜZÜK

 

  Sonradan görme birisi, yeni aldığı pahalı yüzüğü parmağına takıp bir akşam toplantısına gitmişti.
   Ne var ki, saatler geçtiği halde arkadaşları hiç oralı olmuyor, yüzüğe ait tek söz bile etmiyorlardı.

   Bir ara ev sahibi:

   —Burası çok sıcak oldu, ne dersiniz, bir pencere açsak mı?

   Sonradan görme hemen atıldı:

  - Ah çok iyi olur. Beni de şu yüzük nasıl terletti, bilemezsiniz.

 

İKİ VE ÜÇ ŞEY

 

   “Memleket Hikâyeleri”yle Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açmış olan Refik Halit Karay şöyle derdi:”İki şey vardır ki insanın başına dünyayı zindan eder: Ayakkabının darı, kaynananın dili!”

     “Üç şey vardır ki çekilmezdir: Kaynananın nazı, hanımın sazı, susuz memleketin yazı!”

 

 

HAYVANA ACIDIĞI İÇİN

 

    Yahya Kemal, Yakacık’a davet edilmişti. Kendisini istasyonda karşılayan biri, üstadı faytona bindirmek istiyordu. Şair bu teklifi “Olmaz, otomobille gidelim.” diyerek reddetti. Adam, sebebini merak ederek sordu. Bunun üzerine oldukça kilolu olan Beyatlı şu açıklamayı yaptı.

-      Hayvanları koruma cemiyetine yazıldım da.

 

 

ANKARA İSTANBUL

 

Yahya Kemal Urfa milletvekili olarak Ankara’da “Kerhen” bulunmaktadır. Bir gün ona, “ Ankara’nın en çok nesini seversiniz? “ diye sormuşlar. Cevap, üstadın İstanbul hasretini ortaya koyar niteliktedir: “Trene binip İstanbul’a dönmesini severim.”

 

CENAZE HABERİ

 

Mehmet Akif Mısır’da iken İstanbul’da bulunan annesi vefat eder. Yakın dostlarından Ferit Kam, bu haberi şaire çok geç iletir ve bu vesileyle bir de baş sağlığı mektubu yazar.

   Akif, cevabı mektupta şu sitemi yapar:

“Yahu, sizden ses seda çıkması için, bizim evden bir cenaze çıkması mı lazım?”

 

KAÇ YÜZLÜ

 

    Dürüstlük ve samimiyet abidesi Mehmet Akif, sağlam karakterli olmayan ikiyüzlü kişilere çok kızardı. Bir gün Midhat Cemal’e itirafta bulundu: “İkiyüzlüleri bile artık sever oldum; çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.

 

YÜKSEKLİK

 

      Hüseyin Rahmi’yi Mısır’a davet etmişlerdi. Oradan bir dostuna bir mektup ve bir fotoğraf gönderdi. Meşhur Piramitler’e giden çöl başında ve deve sırtında bir resim…

      Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın esprili kişiliği resmin arkasındaki satıra şöyle yansımıştı:’’Ömrümde çıkabildiğim en son yükseklik bu!’’


S
İGARA

 

         Hastasını muayene eden doktor, hayretle söylenmeye başladı.

- Akciğerlerinizin durumu hâlâ kötü. Hiç düzelme olmamış. Tavsiyelerimi dinlemediğiniz belli.

- Dinlemez olur muyum doktor bey. Dediğiniz gibi günde 10 sigaradan fazla asla içmiyorum

- Peki, eskiden kaç tane içerdiniz?

-Size: “Günde en fazla 10 tane sigara içeceksin!” demeden önce hiç içmemiştim.

DERS

         Ünlü romancı Balzac, uşağının yalanını yakalamış; bunu fırsat bilerek ona ahlâk dersi veriyordu:

-Size söylemiştim, yalan çok kötüdür. Dostlarınızı yalan sözlerle aldatmayın, dedi.

      Uşak doğruldu ve:

-Peki, dedi. Alacaklılarınızdan biri veya icra memuru kapıyı çaldığında evde olduğunuzu mu söyleyeyim?

Balzac, gülerek sözlerini tamamladı:

-Yanılmıyorsam, sana dostlarımdan bahsettim!

 

ÇALMANIN NEŞESİ

 

           Bütün ömrünü “ney”iyle barışık geçiren Neyzen Tevfik’e sorarlar:

-Üstat çalarken mi neşelenirsin; yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?

            Neyzen kaşlarını çatarak cevap verir:

-Ben hırsız mıyım ki, çaldığım zaman neşeleneyim?

 


 

Ceren TAHTACI                        Naz ŞENEL


 

                           <<< Önceki Sayfa            Sonraki Sayfa>>>                            
        
    İçerik Sayfası >>>