|
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ormanların birinde bir ormancı yaşarmış. Bu ormancı aksakallı, nur yüzlü bir dedeymiş. Yıllar boyu ormandan ağaç keserek geçimini sağlamış. Bir gün yine ağaç kesmek için ormana doğru yollanmış. Ormanın içine girince garip bir ses duymuş. Etrafına bakınmış. Ama kimse yokmuş. Neyse, demiş ve yoluna devam etmiş. Aynı sesi yine duymuş. Ses, öyle korkunç bir sesmiş ki duyan insanın tüyleri diken diken oluyormuş: —Karanlıklardan ayrıl, yepyeni bir dünyaya gel. Ben, senin hayallerinim. Ben, senin düşüncelerinim. Ben, senim! Yaşlı adam çok korkmuş. Kendisini korumak için baltasına sarılmış; ama etrafta kimseyi görememiş. İn cin top oynuyormuş. Daha da korkmuş. Bağırmak istiyor; fakat sesi bir türlü çıkmıyormuş. Sağa sola koşuşmaktan gücü tükenmiş. Teslimiyetçi bir sesle: — Sen kimsin? Benden ne istiyorsun? — Ben senim. Eğer mutluluk istiyorsan benimle gel. Burada her şey güzel. — Nasıl geleyim? Sen sadece bir sesten ibaretsin, ben senin içine giremem. Bunun üzerine gök gürültüsünü andıran bir kahkaha duyulmuş: — Hah hah hah… Etrafına bak. Dikkatini çeken ilk ağaca dokun! Yaşlı adam etrafına bakmış. Karşıda bir ağacın güneş gibi parladığını görmüş. Gökkuşağının yedi rengi sanki o ağacın üzerine doğmuş. Korku dolu adımlarla ağaca yaklaşmış. Yaşlı adam, usulca ağaca dokunmuş. Sonra ne olduğunu bilmeden kendini bambaşka bir dünyada bulmuş. Her taraf ağaçlarla, çiçeklerle ve de hayvanlarla doluymuş. Bu manzara karşısında şaşırmış kalmış. Bir an baltasının elinde olmadığını fark etmiş. Bu şaşkınlıkla etrafına bakıp dururken, karşısında bir tavşan görmüş. Masal bu ya, tavşan konuşmaya başlamış: — Dünyamıza hoş geldin ormancı. Burası çok özel bir yer. Burada hayalinin alamayacağı şeyler göreceksin. Burada hayat çok güzel, tadını çıkarmaya bak! Yaşlı adam, neye uğradığını bilmeden: — Tavşan konuşuyor. Bu nasıl olur? Aman Allah’ım, delirdim mi ne! Tavşan: — Merak etme, bu duruma alışırsın; burada çiçekler, kuşlar, böcekler… Her şey konuşur. Adam etrafına şaşkın gözlerle bakıp, yürümeye devam etmiş. Sonra, birden bir su sesiyle irkilmiş. Kocaman bir ağacın gövdesinden suların çağlayarak aktığını görmüş. Ağaca yaklaşmış. Bir avuç su alarak susuzluktan kuruyan ağzını serinletmek için uzanmış. Ağaçtan gelen bir sesle ürpermiş: — Dokunma bu suya! Bu sudan içmeye hakkın yok. Sen; benim kardeşlerimi, ailemi, arkadaşlarımı kestin! Bizi ağlattın! Bizi sevdiklerimizden ayırdın! Sana verecek suyumuz yok! Ormancı ne diyeceğini bilememiş. Başını öne eğip usulca oradan ayrılmış. Tekrar yola koyulmuş. Olanlara bir türlü anlam veremiyormuş. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Bu sefer de karşısına bir elma ağacı çıkmış. Çekinerek ağaca yaklaşmış. Açlıktan, susuzluktan ve halsizlikten adım atacak hali yokmuş. Canı elma yemek istemiş. Çekinerek ağacın dalındaki elmalara uzanmış. Ağaç dile gelerek: — Canın elma yemek istedi herhalde. Çekinme çekinme kopar bir tane. Bu diyarın en güzel, en kırmızı ve en tatlı elması benim dallarımda yetişir. Amasya bağlarında bile böyle elma bulamazsın. Çekinme çekinme kopar! Yaşlı adam, bir elma koparıp iştahla ısırmış. Isırır ısırmaz yere yığılmış. Kendisini çok yorgun ve bitkin hissediyormuş. Sonra kendinden geçmiş. Uyandığında etrafında bir sürü ağacın içinde bulmuş. Bu ağaçlar farklıymış. Normal ağaçlar gibi değilmiş. Bu ağaçların kökleri yokmuş. Sanki bir şey onları köklerinden ayırmış. Hepsi gözyaşı döküyormuş. Ormancı bu manzara karşısında ne diyeceğini bilememiş. Şaşkın şaşkın onlara bakarak: — Neredeyim ben? Kim getirdi beni buraya? Siz niye böylesiniz? Neden bana kötü kötü bakıyorsunuz? Benden ne istiyorsunuz? Ben ne yaptım size? Ağaçlardan biri: — Sen, bizi kesen o hain ormancısın. Bak, bizi ne hale getirdin. Artık biz bir ölüyüz. Nefes alamıyoruz. Yaşamıyoruz artık! Bizim sebebimiz sensin. Bundan sonra sana rahat yok. Yaşadığın sürece sen de bizim gibi acı çekeceksin! Acımadan gövdesine balta vurduğun her ağaç, dallarıyla yılan olup boynuna dolanacak! Ormancı yutkunmaya çalışmış. Nafile, nefes bile alamıyormuş. Bir an öleceğini zannetmiş. Yaptığı kötülüğün ne kadar büyük olduğunu şimdi anlıyormuş. Ama iş işten geçmiş. Olan olmuş. Bundan sonrası için acaba bir şeyler yapabilir miyim, diye düşünmüş. Onlara dönerek: —Şey… Sizlerden çok özür dilerim! Ben bu işin böyle sonuçlanacağını bilemedim! Daha çok kazanma hırsına kapıldım! Ne olur beni affedin! Bundan sonra elime balta almayacağım! —Bu sözünü unutma! Bundan sonra bir dal bile kesersen, bunun bedelini sadece sen değil, bütün insanlık ödeyecektir! Bu sözden sonra ağaçlar yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı. Gittikçe eriyorlarmış. Sonra tamamen erimişler. Ortadan kaybolmuşlar. Bunun üzerine güneş tekrar yüzünü göstermiş. Yaşlı adam, yürümeye başlamış. Karşısına yine o tavşan çıkmış. Bu sefer tavşan adama gülümseyerek: —Ben sana demiştim değil mi? Burada hayat çok güzel; ama bu güzelliklere layık olursan. Hayatın anlamı, önce sevmeyle başlar. Yalnız insanları değil, doğayı, diğer canlıları; hatta cansız varlıkları bile… Bunları söyleyen tavşan birden ortadan kaybolmuş. Ormancı yürümeye devam etmiş. Yolda yürürken aklına ağlayan ağaçlar gelmiş. Pişmanlık duygusu ve vicdan azabı yorgun yüreğini kasıp kavuruyormuş. Geçmiş için dövünmenin ve pişmanlığın kimseye faydası olamayacağını anlayan ormancı, son kararını vermiş. Bundan sonra değil ağaç kesmek, bir dal bile kırmayacaktı. Doğaya zarar verenler artık karşılarında yaşlı ormancıyı bulacaktılar. Bu karar sonrasında bir an yüreğine huzurun gelip yerleştiğini hissetmiş. Yorgunluğunu dindirmek için yere çömelmiş. Derin bir uykuya dalmış. Uyandığında kendini ormanın ortasında bulmuş. Elinde baltası varmış. Ve bir ağacı kesmek üzereymiş. Baltasını yere atıp: —Ben ne yapıyorum? Demiş kendi kendine. Orman yolunda yürüyerek kulübesine gelmiş. Yaşadıklarını düşünmüş uzun süre. O an kararını vermiş. Artık ağaç kesmeyecek kendine yeni bir iş bulacaktı. Hayatın tadına varmıştı. Hayat buydu… BETÜL UÇKAN
|