HAKSIZ TOKAT

 

Elindeki kâğıdı karalamaya başlamıştı. Geleceği için belki de en gerekli dersi anlamıyordu. Aslında anlamıyor değil, dinlemiyordu. Öğretmen tahtaya soruları yazıyor, o önündeki kâğıdı karalıyordu. Ne olduğu belli olmayan resimler çiziyor, altına saçma sapan şeyler yazıyordu. Kendinden geçmişti. Ne yaptığının farkında bile değildi. Taa ki öğretmen yanına gelene kadar.

— Mustafa ne yapıyorsun sen?
Bizimkinde ses yok.
— Beni niye dinlemiyorsun?
Yine ses yok.
 Sonunda yüzüne patlayan tokatla uyandı tabiri caizse. Ne olduğunu anlamamıştı.

Öğretmenine baktı. Anlamsızca yüzüne bakıyordu.  Kendine gelmişti artık. Apansız, suratına inen bu sebepsiz ve haksız tokadı gururuna yediremiyordu.

 Sonraki derse girmedi. Bu ona pahalıya patlayacaktı belki de. Teneffüste sınıfına gitti, çantasını aldı. Öğretmenlerden hiç birine bir şey söylemeden okul duvarından atladı, yola koyuldu. Koşarak evine gidiyordu. Aslında tokadı yerken suçlu kendisiydi, bunu biliyordu. Ama bana hiç kimse bana bir şey yapamaz edasıyla sinirlenmişti. Büyük yokuşu indi. Evinin kapısının önüne geldi. Anahtarı olmadığından kapıyı iki kere çaldı. İçeriden ince bir ses:

— Kim o?

Mustafa:

— Benim anne, benim!

Annesi Mustafa’nın sesinden ve eve erken gelmesinden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Mustafa’yı içeri aldı, yıldız döşemeli koltuklarından birine oturttu.

— Niye erken geldin? Diye sordu.

Mustafa:

— Bir şey yok anne, sadece çok sıkıldım, dersi astım dedi.

Mustafa’nın annesi tabiî ki bir şeyler olduğunu fark etmişti.

— Oğlum ne oldu, söyle? Dedi.

Mustafa’da yine ses yok. Biraz durdu, yutkundu, derin bir nefes aldı. Söyleyip söylememe kararsızlığını yaşadı bir an. Çünkü suçluluk duygusu yavaş yavaş benliğini sarmaya başlamıştı. Annesinin de üzülmesini istemiyordu. Bu işte kendisi de suçluydu. Fakat gururu bu gerçeği kabullenmesini engelliyordu.

—Anne, okuldaki matematik öğretmeni bana tokat attı! Dedi.

Annesinin yüzündeki ifade birden değişti, beyninde şimşekler çaktı. Tam olarak ne olduğunu sordu Mustafa’ya. Olayı tam olarak öğrenince

— Benim oğluma kimsenin bir şey yapmaya hakkı yok, ben ona bunun hesabını sorarım! Dedi, Mustafa’nın başını okşayarak.

            Mustafa bu olayın büyük sonuçlar doğurabileceğini düşünüyordu. Annesi, Mustafa’yı da yanına alarak okula doğru yürümeye başladı. Yokuşu çıktı. Annesi Mustafa gibi duvardan atlamak yerine, daha uzak olan kapıdan girmeyi tercih etti. Merdivenleri çıktı sabırsızca. Çok sinirliydi. Müdürün kapısını çalmadan girdi. Müdür şaşırmıştı. Mustafa annesi müdürün hemen karşısındaki dört koltuktan en soldakine oturdu. Sonra açtı ağzını, yumdu gözünü;

—Müdür bey, müdür bey benim çocuğuma nasıl tokat atılır, Mustafa’nın kılına zarar getirtmem! O öğretmeni lütfen çağırın buraya! Benim çocuğuma vurmaya kimsenin hakkı yok!

Müdür olayı anlamaya çalıştı. Mustafa’nın neden okuldan izinsiz çıktığının bu olayla bir bağlantısı olduğunu düşündü. Sonra:

— Hatice Hanım, lütfen sakin olun! Hangi öğretmen sizin oğlunuza tokat atmış?

Hatice Hanım:

— Matematikçi var ya, işte o!

Müdür bey matematik öğretmenini çağırttı. Hüsnü bey dersten çıkıp gelmişti. Uzun boylu, kalın kaşlı, bıyıklı biriydi. Müdür bey, Hüsnü beye olayı sordu. Hüsnü bey olayı anlattı. Müdür bey bu olayın fazla büyütülmemesini düşünüyordu. Bunu Hatice hanıma söyledi. Hatice Hanım biraz Mustafa’yı savunduysa da olayın fazla büyümemesi gerektiği anladı. Hüsnü beyden ve müdür beyden özür diledi. Mustafa’ya haksız olduğunu anlattı. Ve kapıyı kapattı, çıkıp gitti…

Ama Hüsnü Bey, orada kalakalmıştı. Olanlara bir türlü anlam veremiyordu. O an beyninde ve yüreğinde fırtınalar koptuğunu hissetti. Niye vurmuş sanki o çocuğa? Bir anlık sinirinin kurbanı olmuştu. Hâlbuki Mustafa’ya vurmasa, onu dinlese daha doğru olmaz mıydı? Sonra, annesi; niye o kadar tepki vermişti ki hem de anlayıp dinlemeden.

Hüsnü Bey düşündükçe pişmanlık duygusu kabarıyor, vicdan azabına dönüşüyordu.

    Müdür Bey, bu çocuğun babası kim, ne iş yapar? Neden annesi tek geldi, babası gelmedi? Öğrenmemin bir sakıncası var mı?

    Hiç sorma hocam, buruk bir hikâye bu…

—Bilakis, öğrenmeniz daha iyi olur aslında. Bu aile eskiden Diyarbakır’da yaşıyormuş. Babası o sıralarda küçük bir manav işletiyormuş. Bir gün eskilerden kalma bir davayla adı sanı bilinmez bir adam gelmiş çekmiş vurmuş, babasını. Hatice Hanım, yani Mustafa’nın annesi, bunu duyunca bağrına taş basmış, çocuğumum da peşine düşerler diye, çıkmış gelmiş şehrimize. Oğluyla bir başına geçinmeye çalışıyorlar. Ufak bir evleri var, okulun biraz aşağısında. Annesi sabahın köründe çıkıp temizliğe gidiyor. Bizimki de okula tabii. Hatice Hanım da yaşadığı bu olaylar nedeniyle o kadar sert çıkmış olabilir.

                         Hüsnü Bey, başını sallar, yutkunur, ardından kısık sesiyle sadece bir ‘’anladım’’ der…

                       Akşam okul çıkışında, arabasına binip ilerlerken bile Mustafa’yı düşünmüştü Hüsnü Bey. Bunun azabından nasıl kurtulabilirdi acaba. Düşündü, düşündü… Biraz zaman sonra o aileye bir ziyaret yapması gerektiğini anladı. Eve gitti, elini, yüzünü yıkadı rahatladı. Ardından aldı çocuklarını ve karısını karşısına, sabahki olayı anlattı. Ardından Hüsnü Bey:

—Çocuklar, Melek; bu akşam çıkıp, Mustafa’ları bir ziyaret mi etsek?  Karısı ve çocukları babasının yüreğinin rahat etmediğini anlamıştı. Onu bu azaptan kurtarmak düşüncesiyle “peki “dedi, karısı Melek.

                        Hazırlandılar, ellerine bir demet çiçek alıp bindiler arabaya. Evleri arası pek olmadığından altı-yedi dakikada gittiler. Kapıyı çaldılar. Kapıyı açan Hatice Hanım çok şaşırmıştı. Onları içeri buyur etti. Hatice Hanım’a bu olaydan dolayı vicdan azabı çektiğini, çok üzgün olduğunu; kendilerini bir öğretmenden ziyade aile dostu olarak kabul etmelerini istedi. Analı oğullu çok sevindiler. Zaten öğretmen de baba yarısı değil miydi? Severek kabul ettiler. Ardından çaylar içilip dostluklar pekiştirildi. Artık Mustafa’nın önünde yeni bir sayfa açılmış, onun gözünde okulu daha başka bir anlam kazanmıştı.

 

                 ÜNAL LAP





<<< Önceki Sayfa                                     Sayfa 30                          Sonraki Sayfa >>>
        
          İçerik Sayfası >>>