DENKLEM
 

            Aklına takılıp kalmıştı o soru!  Hangi yolu denese olmuyordu, yapamıyordu!

            1’den fazla bilinmeyeni bir denklem sorusuydu bu. Konuyu anlamasına karşın farklı bir soru tipiyle karşılaşmıştı. Hangi yöntemi kullanması gerektiğini bilmiyordu. Sorudaki mantığı bir türlü çözemiyordu. Sınava hazırlanan bir öğrenci için her soru çok önemlidir ve o da kendini bu soruyu çözmek zorunda hissediyordu. Uğraştıkça sinirleri bozuluyor ve daha da çok üstüne gidiyordu. Belki de o soru ona hayatında karşısına çıkabilecek problemler karşısında soğukkanlı olabilmesini anlatmak istiyor, bir yandan da zorlukların üstüne cesaretle gitmesini öğütlüyordu. Ama bunu anlamak onun için şimdi hiç kolay değildi. Onu çözmekten başka bir şey düşünemiyordu. Kendince bütün yöntemleri denedi, eski kitaplarına, tuttuğu notlara, formüllere baktı ve çözemeyince biraz erteleyip başkalarından yardım almaya karar verdi

Ertesi gün okul çıkışında matematik öğretmenini kapıda yakaladı.

—Öğretmenim, vaktiniz varsa bir soru sorabilir miyim?

Öğretmen:

—Acil bir işim var Gülşah. Ama ayaküstü cevaplayabilirim sanırım.

Gülşah hemen sorusunu öğretmenine yöneltti. Öğretmen soruyu biraz inceledikten sonra çözümünü anlattı. Fakat Gülşah çözümü değil konunun genel mantığını anlamak istiyordu. Bunu öğretmenine söyleyince öğretmeni:

—Gülşah, hemen gitmem gerekmese yardımcı olurdum; fakat şimdi gitmem gerek. Daha sonra yine sorarsın.

            Aklındaki sorunun cevabını alamaması onu oldukça huzursuz etmişti. Ama hemen pes etmek yoktu. Hayat zorluklarla başa çıktıkça anlam kazanırdı ve başardıkça güzelleşirdi. O da bunu yavaş yavaş fark edecekti.

            Eve geldiğinde Gülşah’ın ruh hali annesinin gözünden kaçmamıştı. Annesi:

            —Ne o kızım canın bir şeye mi sıkkın?

            Gülşah:

            —Evet anne! Bir denklem sorusunda takılıp kaldım. Nereden başlayıp nasıl bir yol izleyeceğimi bilemiyorum.

Annesi bir yandan yumurtaları kek için çırparken bir yandan da kızına yardımcı olmaya çalışıyordu.

—Gülşah, olaya benim şu an da yaptığım kekin hazırlanışı gibi bakabilirsin.

Doğru malzemeleri, uygun formülle, doğru yerde kullanırsak ben çok güzel bir kek yapmış sen de çok zor bir soruyu çözmüş olursun.     

            —Anne, matematikle senin yaptığın kekin ne alakası var?

            —Eğer dikkatli bakabilirsen matematiğin her yaptığımız işte bir bakış açısı olduğunu görebilirsin. Hayatımız boyunca yapacağımız her işte planlamanın, projelendirmenin ve mantıklı düşünebilmenin matematiğin ta kendisi olduğunu zamanla anlayacaksın.

Annesinin bu sözlerinden etkilenip doğruca odasına gitti. Soruya daha farklı bir biçim de bakmaya başladı. Bilinmeyeni düşünmek yerine önce bilinenleri ortaya koydu. Adım adım ilerliyordu. Elindeki verilere göre doğru formülleri bulmayı başardı.

            Çözmeyi başardığı bu zor sorudan sonra bir şeyler geldi aklına. Bu başka bir soru ya da başka bir yöntem değildi. Aslında hayata dair bir şeyler öğreniyordu. Bir matematik sorusu ona hayat boyu problemlere farklı ihtimalleri göz önünde bulundurarak bakmayı öğretti. Amacının sorunu çözmek ya da bir süre ertelemek değil, onların üzerine gidip, nerden geldiğini anlamak olduğunu fark etti.  Olaylara farklı açılardan da bakmak ona iyi gelecekti. Böylelikle zorluklarla daha kolay başa çıkacaktı. Pes etmeyecekti. Sorunları boş vermek yerine üzerine gidecekti. Çünkü hayattaki bilinmeyen geleceğe doğru ilerlerken, aynı bir denklem sorusunun çözümü gibi, nerde bulunduğunu, neleri olduğunu ve nasıl kullanabileceğini bilmesi gerekiyordu. Ve hayatla ilgili ilk sınavını bir matematik sorusu ve matematiksel çözümle başarabilmenin mutluluğunu yaşıyordu.


    MATEMATİĞİN HAYATIN TA KENDİSİ OLDUĞUNA İNANDI…                           

                                                                     SEDA DAL


  
<<< Önceki Sayfa                                   Sayfa 28                                          Sonraki Sayfa >>>
        
İçerik Sayfası
>>>