SAYILARIN DANSI
 

Acı bir fren sesiyle arkama döndüm. Bir çığlık, fren sesini bastırdı. Bir anneyle kız yere yuvarlandı. Lastiklerden çıkan duman etrafı kapladı. Ne yaptığımın farkında olmadan cep telefonumu çıkartıp 112’yi aradım.

            Kalabalık anneyle kızın başına toplandı. Bir vatandaş da polis çağırmak için 155’ i aradı. Vatandaşların yardımıyla anne ve kızını yol kenarına taşıdık. Şoför de arabadan indi. Dilini yutmuş gibiydi. Birden bayıldı. Kalabalığın bir kısmı şoförün başında toplandı. Şoförü uyandırmak için kolonyayla müdahale ettiler. En sonunda şoför uyandı; ama iyi göremiyordu. Vatandaşlardan biri bu kaç diyerek eliyle bir sayı gösterdi. Adam yine bir şey göremiyordu. Biraz su verdikten sonra adam kendine geldi.

            Ambulansın sireni sesi uzaktan duyuldu. Peşinde polis arabası geldi. Derin bir oh çekti herkes. Polisler, önce şoförün yanına gittiler. Şoförle konuştuktan sonra bazı testler yaptılar. Alkol testi yaptılar şoför alkol metreye üfledi ve çıkan sayılara göre sarhoş olmadığı anlaşıldı. Sonra bazı sayıların bulunduğu bir sayfa gösterdiler. Şoför bunlara da doğru cevap verdi.

Polisler, daha sonra aracın içine baktılar ve durumu anladılar. İbre 100’ü gösteriyordu. Tabelada ise hız sınırı 70 km olarak yazıyordu. Ayrıca 100 metre ilerde yaya geçidi vardı. Tabela bunu da gösteriyordu. Şoför bu uyarıları dikkate almamıştı. Zaten dikkate alsaydı bu elim kaza olmayacaktı. 

30 km neleri değiştirmişti? Kaç hayatı birden karartmıştı? “112” yerine göre hayatları kurtarırken “30” da ocakları söndürüyordu! Bu nasıl bir danstı ki kendi ritmini yine kendisi dilediği gibi ayarlıyordu. Daha doğrusu, bu nasıl bir ritimdir ki ayar tutmuyordu?

Ruhsata da baktılar. Aracın muayene süresi 1 yıl 3 ay ve 14 gün önce bitmişti. Bu olay yasaların 10 maddesi 12 fıkrasına göre aykırı bir durumdu. Polisler plakayı alıp tutanak tuttular.

            Ambulans, anne ve kızı alıp hastaneye doğru yola çıktı. Yoldayken yaralılarla ilgilenmeye devam ettiler. Kızın durumu fena değildi; ama hayati tehlikeyi daha atlatamamıştı. Ambulans hastaneye vardı ve yaralılar hemen acile alındı. Doktorlar hemen etrafını sardı. Anne ölmüştü. Kızı da 14’nolu odaya alıp cihazlara bağlamışlardı. Ekrandaki grafik kızın hayat grafiğiydi. Bir inip bir çıkıyordu. Doktorlar yaralı kızın başından 1 saniye bile ayrılmıyordu. Doktorların yoğun çabasıyla kız hayati tehlikeyi atmıştı.

            Bu sırada olaylardan bu ailenin babasının haberi yoktu ve evde oturuyordu. Evin kapısı çaldı. Adam koşarak kapıyı açtı. Postacı gelmişti. Kızının ÖSS sonucunu getirmişti. Adam heyecanla zarfı açtı. Kızı Türkiye 5. si olmuştu. 395 puan almıştı. Türkiye’deki bütün üniversitelerin kapıları sonuna kadar kızına açılmıştı. Adam hemen telefona sarıldı ve 0532 189… No’lu numaradan heyecanla kızını aradı. Telefonu hastane görevlileri açtı:

-          Alo!

-          Alo! Siz kimsiniz?

Hastane görevlisi kimliklere bakarak:

-          Siz Ayşe hanımın eşi ve Merve’nin babası mısınız?

-          Evet; ama kızımın telefonunun sizde ne işi var ve siz kimsiniz?

-          Ben hastanede çalışan bir görevliyim. Eşiniz ve kızınız bir kaza geçirdi!

-          Neeee! Şimdi nasıllar? Durumları iyi mi? Hangi hastane?

-          Şu anda yoğun bakımdalar.

-          Hangi hastane?

-          Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Devlet Hastanesi.

-          Hemen geliyorum.

    Bir süre sonra adam geldi. Endişeli gözlerle görevliye eşi ve kızının hangi odada olduğunu sordu. 14’nolu odada yattıklarını öğrenince hemen 2. Kata koştu. Odaya dalan adam kızının başına koştu. Doktorlar adamı uzaklaştırdı. Adam “Kızım! Kızım!” diye bağırıyordu. Doktorlar adamı sakinleştirdiler.
    Bir doktor gelip “Eşinizi maalesef kurtaramadık, başınız sağ olsun!” dedi. Bu sözleri duyan adamın dünyası karadı ve bayıldı. Hastanedeki hemşireler adamı ayıltıp sakinleştirmeye çalıştılar. Adam sinir krizi geçiriyordu. Bir türlü sakinleşemiyordu; en sonunda ilaç verdiler. Adam sakinleşmeye başladı. Doktorlar kızla ilgilenmeye devam ettiler. Kız bir süre sonra gözlerini açtı. Doktorlar rahatladı. Kız 1 – 2 saat içinde kendine geldi. Bu sırada baba ilacın etkisiyle uyudu. Adam uyandıktan sonra kızının yanına koştu. Kızı:

-          Baba, ne oldu bana, nerdeyim?

-          Hastanedesin yavrum, kaza geçirdin!

-          Annem nerede?

Baba, ilacın etkisinden dolayı eşinin öldüğünü unutmuştu. Bu soru karşısında ne yapacağına karar veremedi. Doktor müdahale etti:

-          Annen yoğun bakımda.

-          Durumu nasıl?

-          Kritik; ama üzülme doktorlar ilgileniyor.

-          Kızım biliyor musun Türkiye 5.si oldun.

-          Gerçekten mi? Maalesef sevinemeyeceğim. Çünkü şu anda annemi düşünüyorum.

-          Biliyorum. Sadece moralin yerine gelsin diye söyledim.

-          Ah, annem kurtulsun da… Gerisinin hiçbir önemi yok!

                                                                    BATUHAN ÖZEL
 

                                                           
    
<<< Önceki Sayfa                                           Sayfa 25                                 Sonraki Sayfa >>>
        
                                                                          İçerik Sayfası >>>