ÖZE DÖNÜŞ
 

          Dışarıda nefesimi bile dondurabilecek bir hava ve pamuk gibi narin, hafif yumuşak bir kar yağışı vardı. Yani dışarıda kalmak içten bile değildi. Bu soğuk zamanlarda, kabuğuna çekilen bir kaplumbağa gibi evimde kalıp pencereden o beyaz çarşaf gibi uzayan yola bakmak beni heyecanlandırırdı. Kendimi rengârenk bir çiçek tarlasında uçuşan ve konacağı çiçeği seçmekte zorlanan bir balarısı gibi hissederdim. Bu hava, ruhuma dingin bir deniz sakinliği verirdi. Huzuru yakalardım bam telinden.

        Bu dingin beyaz deniz, bir an beni alıp geçmişime götürdü. Kibirli, kural tanımayan ve isyankâr gençliğime…

        Ben ve babam bir yaz akşamı evimizin küçük balkonunda semaver keyfi yapıyorduk. Bardağımdaki demli çayı içtikçe içim ısınıyor ve babamla birlikte olmam, beni eline oyuncak verilen bir çocuk gibi mutlu ediyordu.  Mehtabın dimdik bize baktığı bu huzurlu gecede sohbetimizde gittikçe koyulaşıyor ve ben bundan büyük bir haz alıyordum. Sohbetimiz her zamanki gibi baldan tatlıydı, ama konumuz arkadaşlardan açıldığında bu sohbetler benim canımı sıkıyor, bu baldan tatlı konuşmalar birden insanın ağzının tadını kaçırıyordu.

       Babam, hemen nasihatlerine başlıyor; beni uyarıyordu:

 -Aman oğlum, arkadaşlarını iyi seç! Üzüm üzüme baka baka kararır; sen de onlardan etkilenirsin, diyordu.

Ben de babama:

 -Tamam!

 Diyor ve konunun vagonları bitmeyen bir tren gibi uzamasını istemiyordum. Yine de kendi bildiğimi yapıyordum.

Bir gün bu davranışlarımdan pişman oldum. Benim dost zannettiğim arkadaş çevrem beni bir hastalık gibi içten içe kemirmeye başladılar. Önce düşüncelerimi sonra sağlığımı elimden aldılar. Ben, yanlış yaptığımı sonradan anladım. İlk önce derslerden soğudum, sonra ailemden. Babam, beni yanına alıp tekrar aynı konuşmayı yaptı. Bu sefer babama:

      -Baba, sen eskilerde kaldın; biraz çağdaş ol! Hep arkadaşlarımdan yakınıyorsun.

      -Oğlum, ben senin kötülüğünü ister miyim? Ben, senin babanım! Senin zarar görmeni en son ben isterim. Arkadaşların iyi tiplere benzemiyorlar. O yüzden seni uyarıyorum.

       -Off baba, sen hiç beni anlamıyorsun zaten!

        Bu konuşmadan sonra dışarı çıkıp arkadaşlarımla buluştum. Bana:

       - Sen, bu sigarayı içemezsin; sen süt çocuğusun! Dediler.

Ben de kendimi kanıtlamak için o zehri ağzıma alıp içime çektim ve bir daha çektim; onun esiri olmuştum artık. Yüreğim ve bütün bedenim kirlenmiş ve pislenmiştim. Sanki neyi kanıtlamıştım. Gerçekten erkek adam mı olmuştum. HAYIR! Şunu zamanla öğrendim. Bu kötülüğe ben başladım ve ben yok edebilirim. Bu yüzden o günden sonra sabahleyin yuvarlak masamızda kahvaltı yaparken ağlayarak babamın elini öptüm.

-      Sen, her zaman haklıymışsın babam!

 

                                 ONUR YILDIRIM

                                  İLKÖĞRETİM 8. SINIF ÖĞRENCİSİ




 
<<< Önceki Sayfa                                     Sayfa 23(2)                                 Sonraki Sayfa >>>
        
                                                                 İçerik Sayfası >>>