SONBAHAR HÜZÜNLERİ

 

Sonbahar bütün asaleti ve hüznüyle hayatımıza hâkim olmaya başlamıştı. Renkler, duygular, gözyaşları, düşünceler her şey değişiyordu yavaş yavaş. Yapraklar mat bir sarıya bürünmüştü. Yoksa her bir yaprak altın gibi parlaktı da ben mi öyle görmek istiyordum? Hayat mı bana güzellikleri donuklaştırıp gösteriyordu? Hüzünlü olan sonbahar mıydı; yoksa benim gönlüm mü? Cevap vermesi öyle zor ki…

       Güz bahçesinde bir ağaç, yapayalnız... Yapraklarının çoğu dökülmüş ve çaresiz... Ağacın üzerinde kalmış birkaç sarı yaprak, biz insanları neden bu kadar çok etkiliyordu? Yoksa her bir sarı yaprak farklı hayat, farklı bir dünya mı ifade ediyordu bizim için?

Biz insanların da bir sonbahar yaprağından farkı yoktu esasında. Sonbahar yaprakları yorgun hayatlar gibi ne yöne gideceğini şaşırmış, bir o yana bir bu yana savruluyor arsız rüzgârın önünde. Korkuları, endişeleri var gelecekle ilgili. Hayat, insanların saç tellerini nasıl birer birer beyazlaştırıyorsa, dallardaki her yaprağı da sarartıp, kopartıp atıyor çürümeye yüz tutmuş otların arasına.

       Bizler gibi onlar da kırılmış; ama direniyor son ana kadar, kopmuyor hayattan. Ne zaman ki acılarına yenik düşüp dayandığı, güvendiği daldan koparsa bir köşeye savrulup orada çürüyeceğini biliyor. Bunun için de dalına tutunmak için bütün varlığını koyuyor ortaya gücü tükeninceye kadar. Sonrası herkesçe malum…

       Peki, neden yemyeşil kalacağına dalında sarardı, güçsüzleşti bahar bahçelerinin vazgeçilmezi. Hüzünler, haykırışlar, gerçekleşmeyen hayaller… Bir doğa kanunu mu bu? Anlamak çok da zor değil aslında. Eğer sizin de bu mevsimde bir güz bahçesindeki ağaçları, sararmış yaprakları görünce bütün benliğinizi hüzün kaplıyorsa, bunun bir mevsimden bir doğa kanunundan öte bir şey olduğunu anlarsınız. Aslında işin sırrı da burada saklı, değil mi?

       Hava birden asi yüzünü göstermeye başlamıştı. Rüzgârın bir şeyler ima edercesine yüzüme çarptığını hissediyordum. Esinti devam ettikçe içime tarifsiz bir acı sızıyordu. Korkularım, hatalarım pişmanlıklarım geliyordu aklıma. Gözümden damla damla yaşlar akmaya başlıyordu. Her bir damla gözyaşı, ruhumda süzülüp içime akıyordu sanki.

       Duygularım karmakarışıktı ne hissedeceğini bilemezcesine. Yaprakları acımasızca eziyordum. Ezerken her çıkan seste hayatta kaybettiklerimi geri alıyordum sanki. Bu ses içimde yankılanıp duruyordu.

İçimdeki hüzün, yerini korkuya bıraktı birden. Çünkü tam karşımda bir ağaç ve üzerinde neredeyse kopmakta olan bir yaprak vardı. O titredikçe içimi bir korku sarıyordu. Zamansız yağan yağmur taneleri ve rüzgâr ona doğru yönelmişti. O da var gücüyle direniyordu zamanın bu acımasız ikilisine. Bekledim, bekledim… Yavaş yavaş yere düştü.

Kendimi öyle inandırmışım ki her sonbahar yaprağının bir hayat olduğuna o düşerken içimden bir şeyler koptuğunu hissettim. Ama anlamam gereken bir şey vardı ki o sadece bir sonbahar yaprağıydı. Bu da onun son baharıydı…      

 


SEDA DAL

 

<<< Önceki Sayfa                                   Sayfa 21                             Sonraki Sayfa >>>
        
      İçerik Sayfası >>>