DENİZ VE BEN


      Ortama hafif bir serinlik veren rüzgârın ritmine kapılmış bir deniz ve ona can katan binlerce çakıl taşının öyküsüydü benim hayatım. Neşem, hüznüm; gündüzüm ya da gecem… Gurbette yorgun düşmüş bedenimi ayakta tutabilecek tek güçtü bu deniz. Memleketimin, annemin, babamın kokusunu hissedebileceğim tek varlık bu yaban kokulu şehirde. Öfkemde hırçın dalgalarıyla kayaları döven de o, mutluluğumda kucak açarcasına durulan da… Aynı şarkının nakaratını fısıldıyoruz birlikte:

Gurbet o kadar acı ki ne varsa içinde,

Hepsi bana yabancı, hepsi başka biçimde!

Yakamozun tam düştüğü vakit denize, hüznü huzura kavuşturan bir güç belirir içimde. Korkularımı akıp sonsuzluğa sürükleyen dalgalar, kulağıma usulca fısıldar:

Ben gurbette değilim,

Gurbet benim içimde

Bir yudum sohbete ihtiyacı olur insanın, güneşin tam doğduğu vakit. Her aklınızdan geçeni en duru haliyle, tüm samimiyetinizle anlatmak istersiniz. İşte o zaman ben, deniz kenarında martılarla sohbette olurum. Derin sessizliğimizin içinde öyle bir muhabbet gizlidir ki onu kimse duyamaz bizden başka. Kimse anlamaz martıların dilinden ve kimse bilemez dalgaların gözyaşlarıma eş, bana yoldaş olduğunu.

Yıllarca denizi bambaşka gözlerle izledim ben. Göründüğünden çok daha fazla anlam taşıdığını biliyordum. Binlerce kişi tanıdığını, yüzlerce duyguya ortak olduğunu hissediyordum. Çünkü ben denizi değil, onu oluşturan her bir damlanın başından geçen serüveni yaşadım kıyısında...

En ücra köşelerimizde akan çayların bile ne duygulara tanık olabileceğini öğrendim. Kenarında çamaşır yıkayan birkaç kadının, oyun oynayan çocukların, sohbet eden gençlerin sırları gizliydi içinde. Derelerden çaylara, çaylardan nehirlere devam eder bu yolculuk ve denize döküldükçe daha farklı şeylerle karşılaşır damlalar.

Ben de bir küçük damla olup karıştım aralarına. Limanlardan kalkan vapurlarda gözyaşlarıyla umudun, ayrılıklarla kavuşmanın hazzını yaşadım. Bazen de balıkçıların içten sohbetine katılıp, onların kurumaya yüz tutmuş göz pınarlarından dökülen cılız damlalarla yarenlik ettim. Kimi zaman da yüzen çocukların kahkahalarıyla şenlendim.

Geleceğe doğru ilerlerken geçmişimizi de yanında taşır deniz. Binlerce yıllık tarihin sırlarını saklar içinde. Birgün, biz de mazide kalacağız; ama deniz dünyanın sonuna kadar hep var olacak. Dağların tepesinde eriyen her bir kar tanesinin bile onun varlığını sürdürebilmesi için çabalaması öğretir bize denizin en büyük hazinemiz olduğunu.

                                                                                                                     

Deniz, dinlemeyi bilene her daim seslenir aslında. Küçücük çocuklara bile hayatı öğretir zaman zaman. Çocukların saatlerce uğraşıp denizin kenarına yaptığı kuleyi tek bir dalgayla yıkabilendir deniz. Kuleyle beraber hayalleri de yıkılır belki; ama bu onlara azmi aşılar ve elinden gelenin daha da iyisini yapmak için bir şans daha verir. Ve yaşı ilerleyen insanlar huzuru tadıyorsa yanında, kendisini dinlemeyi öğrendiği içindir.

Ben, denizi duyabiliyorum artık. Mavinin dinginliğini hissediyorum iliklerimde. Güneş gökyüzünü kızarttığı ve dalgaların kayalarla boğuşmayı bıraktığı zaman, anne babamın nasihatlerini fısıldar kulağıma. Mavinin türküsünü söyleriz beraberce ve ben yalvarırım kendisine:

Balıkların, kandillerin, ne varsa olsun ellerin.
Bana sadece, sadece MAVİNİ ver deniz!

 
SEDA DAL


 

<<< Önceki Sayfa                                   Sayfa 19                             Sonraki Sayfa >>>
        
      İçerik Sayfası >>>