AYRILIK HÜZÜNLERİ

 

       Gökyüzünden hafifçe düşen yağmurun altında umursamazca yürüyordum. Bilmediğim bir şekilde kendimi iç titreten soğuğun içine atmıştım. Bir şeyler aklımı karıştırıyordu belki de! Belki de yalnızlığımdı tek sorun. Hayatıma kimsenin girmemesiydi ya da girememesiydi.

 

       Hızımı yavaş yavaş artırmıştım, buz kesilen bedenimi sıcak bir çayla ısıtmak için. Her zaman düşünmek için gittiğim çay bahçesine yöneldim. Sıcak bir çay söyledim karşıda bekleyen genç garsona.

 

       Kafamı kaldırdım; lâkin görmek istediğim şey yoktu karşımda. Sanki yârinden ayrılmış da hüzünlenmiş Yaşlı Çınar. Öyle ağlamış, öyle ağlamış ki gözleri kıpkırmızı olmuş ve eğmiş benim gibi başını yere. Meğersem ne çok derdi varmış onun da…

 

       Yaşlı Çınarı öyle görünce içimde garip bir esinti oldu. Ben de böyle değil miydim? O, gittiğinde ben de ağlamamış mıydım?  Sanki bütün yapraklarım dökülmemiş miydi? Ayrılık rüzgârı benim de yüreğimi kasıp kavurmamış mıydı? Önce dallarım sonra gözyaşlarım kurudu. Ayrılık hüzünleri yüreğimin en ücra köşesine geldi kuruldu. Keder ortağıyız seninle artık İhtiyar Çınar.

 

       Bir avuntum var Koca Çınar. Bir gün kuruyup dökülen yapraklarımın tekrar yeşereceğini umut ederek yaşıyorum. İşte beni hayatta tutan neden de bu: Ümit etmem!

 

       Hep acı, hep hüzün yaşanmıyor değil mi? Sen de bunun farkındasın biliyorum. Ümit ediyorum ki bir gün mutlu olacağım. Dışarıda sevinç çığlıkları atan insanlar gibi bende kahkahalar atacağım. Hayata pembe bir perdenin arkasından bakacağım. Yüzümden tebessüm eksik olmayacak.

 

       Hüzünlü olmak var belki de kaderimde. Böyle yazılmış belki alın yazım ya da mevsim sonbahar, o yüzden bu keder.  Belki de kış gelince her şey normale dönecek.

 

Her ne kadar hazan dağıtsa da geceleri gökyüzünde tek bir yıldız kalmasa da en sevdiğim mevsim sonbahar… 

 

İREM DENİZ ÇİMEN

              


 
<<<  Önceki Sayfa                            Sayfa 15                        Sonraki Sayfa >>>

         İçerik Sayfası >>>