|
Görev yeri Erzurum’du; fakat tayin sonucu Amasya’ya yerleşmişti. Başta pek memnun kalmamıştı ama yavaş yavaş alışıyordu bu şehre.. Her şey yabancıydı ona kendi memleketi gibi olamazdı tabi. Alışması da illa ki zaman alacaktı. Yaz tatili onun için öyle zor geçmişti ki. Yapayalnız bir insan tek başına ne yapabilirdi. Sıcak bir yuvası yoktu; hiç evlenmemişti Aylin Hanım. Çocuk sevgisi yıllar geçtikçe içinde büyüyordu. Kalbinde ki evlat boşluğunu öğrencileriyle az da olsa dolduruyordu. Bunun için de kendini tamamen mesleğine adamış ideal bir öğretmendi. Matematik onun için bir tutkuydu. O televizyon programları izlemek yerine soru çözerdi. Nasıl anlatmalı ki? Yani her soru bir çerez gibi eğlence veriyordu. Başarmaktan aldığı zevki de hiçbir şeye değişmezdi. Yalnızlık o kadar da kolay değildi. İnsan tek bir şeye yönelmeye başlıyordu. Mesela sabah kendine omlet yapacak. Üç yumurta kırması gerekiyor. Sayılar beyninde sürekli bir şeyler uyandırıyor. Bir pasta tarifinde bile matematik kullanıyordu. Aslında herkesin hayatında matematik ön planda fakat insanlar bunun yeterince farkında değiller. İlk dersine girecekti. Kapıyı açmadan önce iyi bir izlenim bırakması gerektiğini düşündü. İlk on üç saniye çok önemliydi. İnsanların beyninde o kişi hakkında belirli şeyler canlanıyordu çünkü. Bir matematikçi olarak da bu on üç saniyeyi göz ardı edemezdi. Sınıfa girdi ve bu kısa süreyi iyi bir şekilde değerlendirdi. Ders boyu tanışma oldu. Öyle ya lise 1. Sınıf kimse kimseyi tanımıyor. Bütün ders öyle çabuk geçmişti ki Aylin Hanıma. İlk günün akşamı anlatacağı konuyu bir gözden geçiriyordu. Zamanını boşa geçirmeyi hiç sevmezdi. Zaten Franklin’in de dediği gibi “Eğer hayatı seviyorsan zamanı öldürme, çünkü hayatın zamana bağlıdır.” Telefonundan geri sayım aracını açtı ve kırk beş dakikaya ayarladı. Çünkü bu süre daha artırılırsa verimin düşeceği kesindi. Aradan bir gün geçmişti. Yine aynı sınıfla dersi vardı. Sınıfa girdi ve sıcak bir tebessümden sonra derse başladı. İlk konusu Mantık ve içerisinde yer alan önermelerdi. Öğrenciler bu konuyla ilk kez karşılaşıyordu. Diğer konulara benzer yanı da yoktu. Zorlanıyorlardı ve bir öğrenci dayanamayıp heyecanla parmağını kaldırdı. Aylin Hanım on söz hakkı verdi ve: —Özür dilerim; ama bu konu hayatımızda ne işe yarayacak? Gerçekten merak ettiğim için soruyorum. Aylin Hanım: —Konumuzla pek ilgisi yok; ama güzel bir soru sordun. Aslında bunu ben size ne kadar anlatsam da bir şekil de karşı çıkacaksınız zaten. Ama… Aylin Hanım sözünü bitiremeden öğrenci ikinci bir soru yöneltir: —Kusura bakmayın öğretmenim; ama bence sadece bu konu değil matematik başlı başına gereksiz. Büyüyünce aa marketten bir bisküvi alacağım; ama önermeleri karıştırdım. Ne yapacağım? Mahvoldum! Demeyeceğiz ya! Aylin Hanım: Keşke bir cümlemi tamamlamama fırsat verseydin! Sen bu kadar kesin konuşuyorsun; ama bakalım herkes senin gibi mi düşünüyor? Çocuklar hepinizi diğer bir dersimize kadar matematiğin hayatımızdaki yerini araştırın veya düşüncelerinizi yazın. Sonuçları hep beraber sınıfta okuruz sonra. Aylin Hanım bunu dedikten sonra sınıfta gereksiz bir uğultu oluştu. Zaten az önce konuşan öğrenciye sinirlenmişti. Bu ses de onu rahatsız etti, bağırmamak için gözlerini kapattı ve ondan geriye doğru saymaya başladı. On saniye öyle rahatlatmıştı ki onu. Sınıftan bir çocuk haddini aşarak kendince bir espri yapmıştı: —Matematik sinirleri yatıştırır! Herkes gülmüştü; fakat düşününce haksız da değildi. Sadece on saniye bir insanı rahatlatabiliyordu. Hiç aldırış etmeden dersine devam etti. Zaman kaybını hiç sevmezdi. İstediği gibi olmamasına rağmen bir dersin daha sonuna gelmişlerdi. Eve geldiğinde başı öyle ağrıyordu ki… 9/A sınıfı ile toplam iki saat ders yapmasına rağmen yaşadığı olaylar hiç de az değildi. İki gün sonra iki saatlik dersi vardı ve araştırmaların sonucunu almak için heyecanla bekliyordu. O gün gelmişti. Derse girdi. Sınıftan: “Hocam ödevler, kontrol edin!” diye sesler geliyordu. Hepsine “Tamam çocuklar, bakacağım” dedi. Sonra da: —Herkes bir cümle ya da bir madde okuyacak. Buse sen başla: —Sabah çalar saatim yedi de çalıyor. Zaman ölçüleriyle ilgilidir. Şeyma: —Okula gelmek için otobüse biniyoruz ve bilet almak için para kullanıyoruz. Mesela 1.50 YTL yeriyoruz 25 Kuruş geri veriyorlar. Burada da işlemleri kullanıyoruz. Elif: —Ben sabahları kendime omlet yapıyorum ve tam üç yumurta kırıyorum ne kadar tuz koyacağımı da yumurtaya oranla buluyorum. Burada da oran orantı kullanıyoruz. Onur: —Evimizdeki dikdörtgen masaya örtü alacaktık. Cetvelle enini ve boyunu ölçtük. Uzunluk ölçülerini kullandık. Öğrencilerden biri söyleyip söylememekte kararsızca parmağını kaldırdı. Herkes sessizce gülüyordu. Ne diyeceğini çok merak etmiştim ve Anıl: —Sıkılınca dersin bitimine kaç dakika kaldığını hesaplıyoruz. Bunda da zaman ölçülerini kullanıyoruz. Aylin Hanım: —Öyle mi? Bunu duyduğum iyi oldu! Bunları söylerken yüzündeki gülümseme de eksik olmuyordu tabi. En azından öğrencinin dürüstlüğü hoşuna gitmişti. Son olarak da Sevinç: —Kantinden bir şeyler alırken dört işlem kullanıyoruz. Aylin Hanım: —Çocuklar hepiniz çok güzel araştırmışsınız. Fakat bilmeniz gereken bir şey var ki bunlar hayatımızda matematiğin yarısı bile değil. Daha derin düşününce bizim DNA’larımızın dizilişi bile matematiksel bir içerisindedir. Ama şimdi içinizden birine bir soru soracağım. Matematik gereksizdir diyen arkadaşınız Arda’ydı değil mi? Arda MATEMATİK hayatımızda nerde? Arda: —Matematik her yerde…
SEDA DAL
<<<
Önceki Sayfa
Sayfa 29
Sonraki
Sayfa
>>> |