KISSADAN HİSSE
 
  

     AHMET RASİM

Kadıköy vapurundan çıkarken, bir adam Ahmet Rasim’e sertçe çarpar ve omzunu acıtır. Üstüne üstlük,

—Sersem! Diye çıkışır yazara.

Ahmet Rasim, şöyle bir bakar adama şaşkınlıkla.

—Ne dediniz?

—Sersem!

Yazar hemen elini uzatır,

— Tanıştığımıza memnun oldum, bendeniz de Ahmet Rasim…

 

 

  • YAHYA KEMAL BEYATLI

Yahya Kemal’i genç şairlerden biriyle tanıştırdılar. Genç şair, birkaç şiirini okuduktan sonra, 

— Ben, dedi; hiç kimseden ders almadım. Kendi kendimi yetiştirdim.

       Yahya Kemal acı acı gülümsedi:

             — Vah vah! Hata etmişsiniz!

 

 

  • YAHYA KEMAL BEYATLI

Yahya Kemal, bir gün tespihçiye gider ve aynı tespihten iki tane alır. Birini kendisi kullanacaktır, diğerini ise Faruk Nafiz Çamlıbel’e armağan edecektir.

Biraz yürüdükten sonra telaşla geri döner:

— Yahu, bunların hangisini Faruk Nafiz için almıştım?

 

 

  • AHMET HAŞİM

Ahmet Haşim, Abdullah Efendi Lokantası’na girerken Salih Zeki ile karşılaştı. İkramı pek seven, ama para harcamayı hiç sevmeyen Haşim yarım ağız:

— Buyurmaz mısınız? Dedi.

Salih Zeki, tereddütsüz, kabul etti öneriyi, birlikte içeri girdiler.

Haşim’in canı sıkıldı. Ama bir yandan belli etmemeye çalıştı. Bir yandan da daveti ucuza kapatmak için en ucuz yemeği seçti:

— Bir çorba.

Salih Zeki, listeye baktı:

— Bir ıstakoz.

Haşim bir yemek daha istedi:

— Bir ıspanak.

Sıra Salih Zeki’ye gelmişti:

— Bir hindi dolması.

Haşim, hazin bir sesle mırıldandı:

— Bir şekerli kahve.

Salih Zeki aynı eda ile devam etti:

— Bir kaymaklı baklava.

Bu son cümle Ahmet Haşim’i çileden çıkarmıştı.

— Beyefendi, dedi. Şunları biraz kendi paranızla yiyecekmiş gibi ısmarlasanız! 

 

 

  • PEYAMİ SAFA

Kitaplarından birini yayınlayacakyayıncı, sohbet sırasında Peyami Safa’ya sordu:

— Üstat, benim gözlerim camdandır, biliyor musun?

— Evet, biliyorum.

— Ama hangisinin camdan olduğunu biliyor musun?

— Hayır.

— Eh bilin bakalım.

Safa dikkatlice bakıp bir tanesini gösterdi.

— Nerden anladınız peki?

— Daha şefkatli, daha insaflı bakıyor da ondan.

 

 

  •  FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Dağlıca, Kadıköy’de kahvede otururken şair Zeki Büyükgezici yaklaştı yanına. Elindeki şiir kitabını Dağlarca’ya imzalarken gururla:

— Üstadım, dedi. On yıl önce şiirlerin için bunları denize at, demiştiniz…

Bir şeyler daha söyleyecekti. Ama olanak vermedi Dağlarca:

— İyi de oğlum, dedi. O zaman deniz kirliliği diye bir sorun yoktu ki…

 

  • NECİP FAZIL KISAKÜREK

Bir tanıdığı, Necip Fazıl’a:

— Fransa’da yayımlanan bir ansiklopediye Türkiye’den yalnızca iki şiir almışlar, dedi. Şair hemen sordu:

— İkincisi kim?

 

      ***

 Necip Fazıl’a:

— Üstat, özel arabanız yok mu? Diye sorarlar.

Şair hemen yanıtlar;

— Ona en son bineceğiz!

 

***

Treni kaçıran Necip Fazıl, öfkeli öfkeli dolaşıyordu istasyonda. Onun bu halini görenler:

— Üstat, dediler. Nedir bu öfken, yoksa treni mi kaçırdın?

Bir an durdu şair;

— Ne münasebet! Kovdum, defoldu gitti!

                                              

 

      

       ÜNAL LAP – GÜRAY LAP

        AMASYA BİLİM VE SANAT MERKEZİ

<<< Önceki Sayfa                                            Sayfa 41                                        Sonraki Sayfa >>>
        
        İçerik Sayfası
>>>