“SİNEMACI SALİM”
er tarafı camla kapatılmış, kenar bağlantıları tenekeyle lehimlenmiş bir kutunun içi domates kırmızısı “Horoz Şeker”leriyle doldurulmuştu. Yüzü sevimli, cana yakın, bugünkü deyimle “sempatik” ti. Herkes onu severdi. Mahalleye gelişi bir şenlikti. Asıl isminin “Horoz Şekerci” olması lâzımken herkes ona “Sinemacı Salim” derdi. Veya kendisi öyle tanıtmıştı. Sineması yoktu, bilet bile satmaz, onun sattığı sadece kırmızı kırmızı horoz şekerleriydi. “Sinemacı Salim” denmesinde ayrı bir heyecan olurdu. Sadece birkaç mahalleli değil, bütün Amasyalı tanırdı.
“Sinemacı Salim” bir koluna taktığı üstü kapaklı şeker camekânından başka sırtına vurduğu, değişmeyen aksesuarı olan ve sadece haftada bir değişen sinema afişleriyle görüldüğü vakit mahallede bir canlılık, bir hareketlilik olurdu ki, çoluk çocuk peşine takılırdı. Kadınlar, kızlar uzaktan uzağa bakar, teneke borazandan yayılan Sinemacı Salim’in sesini dikkatle dinlerlerdi. “ Dikkat dikkaat..., bugün saat ikide Ar Sineması’nda...” diye başlardı. Mahallenin afacan çocukları etrafını sarmıştı bile. Üç ayak üzerine kondurduğu camekânındaki horoz şekerlerden daha çok ayak ucuna sıkıştırdığı sırıktaki sinema afişlerindeki jönler dikkatle incelenmeye alınmıştı. Çocuklar birbirlerine daha önce gördükleri film sahnelerinden bölümleri hararetle anlatır, sinema kültürünün fazlalığını ortaya koymaya çalışırlardı. Bazen kavga sahnelerini arkadaşının üzerinde uygulayarak ortalığı karıştırırlardı. Bazen de kadın başoyuncunun güzelliğini ballandıra ballandıra anlatırlardı. Sinemacı Salim, uzunca sırığa yapıştırdığı film afişlerini bayrak gibi sallar “Bu filimi seyrederken mendillerinizi unutmayın...” diyerek bayanların ilgisini ve heyecanlarının dozunu artırmayı kamçılardı.
O yılların sultanı ve hâlâda sultanlıktan indirilemeyen Türkân Şoroy’ın filmleri en çok rağbet görenlerin başını çekiyordu. Nuri Sesigüzel’in filmleri de mahalleli kadınların özellikle bekledikleri filmler arasında yer alıyordu.
Bizim mahallede “salon filmleri” pek makbul tutulmazdı. Ama komşu mahallenin genç kızları ve kadınları “salon filmleri”nin iflah olmaz seyircileriymiş. Sinemacı Salim öyle anlatırdı. Hangi mahallelinin hangi türden filmlerden hoşlandıklarını adı gibi bilen Sinemacı Salim filmlerin en can alıcı noktalarından özet bilgileri reklâm yapardı. En heyecanlı yerinde keser “ gerisi sinemada” derdi. On kuruşa mı, yoksa on beş kuruşa mı satılıyordu, çöplere taktığı horoz şekerlerini unutmuşum. Annelerinden bin bir nazla kopara bildikleri onluk ve beşliklerle koşarak gelen çocuklara gülücük dağıtan Sinemacı Salim, renk renk sinema afişlerinin altında kalan camekândan el çabukluğuyla aldığı horoz şekerleri çocuklara teker teker verirdi. Aldığı onluk ve beşlikleri beline sardığı bezden dikilmiş rengi siyaha dönmüş para önlüğüne atardı. Birkaç horoz şeker sattıktan sonra sinema afişlerinin yapıştırıldığı sırığını omzuna atar, peşine takılan çocuklarla komşu mahallenin sokaklarında yeni heyecanlar vermek üzere uzaklaşırdı. Mahalleden uzaklaşırken Sinemacı Salim’in sesi kulaklarda çınlıyordu...
- Dikkat, dikkaaat..., Bugün saat iki de Ar
Sineması’nda... |