BİR RESMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
 

Yeni bir yılı karşılama sevinci ve heyecanı bütün yürekleri sarmıştı. Herkes büyük bir coşkuyla 2008’i karşılamaya hazırlanıyordu. Ben de 2008 takvimini odamın neresine asarsam daha afilli durur diye bir arayış içine girmiştim. Bu takvimin benim için farklı bir anlamı vardı. Bu takvim, çok yakın bir dostumun hediyesiydi bana.

 Yeni bir yılı karşılamak insanın içini tarifsiz sevinçler ve hüzünlerle dolduruyordu. Geçen yıllar için üzülüyor, gelecek için yeni umutlar veriyordu insana. Takvimi incelemeye koyulmuştum. Sayfaları bir bir çevirirken bir fotoğraf dikkatimi çekti. Bu fotoğraf beni çok etkilemişti, yüreğim acıyla burkuldu. Bu fotoğraf karşısında birden tüm sevincim ve heyecanım kayboldu.
       Çölde emekleyen bir çocuk, daha iki yaşında bile değil; Afrika’nın sıcağından ve açlıktan yorgun düşmüş. Başında onun ölmesini bekleyen bir akbaba… Bu resmi çeken de Avrupalı bir fotoğrafçı.  İşin korkunç yanı, resmi çeken kişinin çocuğu orada bırakıp gitmesi ve çocuğun akıbetinin ne olduğunun bilinmemesi. Fotoğrafın altında ki notta çocuğun biraz ötedeki aşevine ulaşmaya çalıştığı yazılmıştı. Bir de bu fotoğrafın ödül aldığı.

Bu fotoğrafçının, sonrasında vicdan azabına dayanamayıp intihar ettiğini öğreniyoruz. Şimdi biraz düşünelim, küçük çocuğa yardım etmeyen bu adam bir Avrupalı, peki, çocuğu ve kara kıtadaki insanları bu hale düşüren kim? Çocuğun ailesi de Avrupalılar yüzünden bu duruma düşmedi mi? Afrika, zaten Avrupa’nın sömürgesi altında değil miydi? Peki, Afrika’da yaşayan insanların insan haklarına ne oldu? Övdüğümüz medeniyet çağdaş Batı hem insan haklarını yok sayıyor; hem de insan hakları haftasını kutluyor…

Bu zihniyet kalkıp aynı zamanda bizim ülkemizde de hak ihlalleri arıyor. Sömürü düzeniyle palazlanan bu toplumlar “ sözde soykırım” yaftalarıyla benim milletimi, tarihimi karalıyor. Kirlerinden arınmak için de akın akın Mevlâna’ya geliyor. Yunus Emre’den insanlık adına ne alırım diye uğraşıyor. Şunu bilmiyor ki, onlardaki insan sevgisinin kaynağı bu millette ve onun inançlarında gizli.

Bu insanlara ve onların yöneticilerine söyleyecek bir çift sözümüz olmalı. O fotoğrafçının duyduğu vicdan azabının bir kırıntısı da sizde olsa; dünya herhalde bütün insanların kardeşçe yaşadığı bir cennet olurdu.


BATUHAN ÖZEL

                                AMASYA BİLİM VE SANAT MERKEZİ
 

 <<< Önceki Sayfa                                            Sayfa 23                                 Sonraki Sayfa >>>
        
                                                                     İçerik Sayfası
>>>