İNCİ’NİN FİDANI

      
       Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ülkenin birinde tatlı mı tatlı bir kız yaşarmış. Bu kız mavi gözlü, sarı saçlıymış. Mavi gözleri boncuk gibi parlarmış. Adı da İnci’ymiş. Mutlu bir ailenin tek çocuğuymuş. Gülünce inciler saçar, gök gözleri bulutlanınca da gökler ağlarmış.

       Masal bu ya, İnci’nin birçok hayvan arkadaşı varmış. Hayvanlarla çok iyi dostmuş. Onları çok seviyormuş. Bazen onlarla oynuyor bazen de kısa geziler yapıyormuş. Bir gün onların isteğini kıramamış, onlarla ormana gezmeye gitmeye karar vermiş. Ormanın nasıl bir yer olduğunu hep merak edermiş. Hayvan dostlarından dinlediklerinin dışında, orman hakkında hiçbir şey bilmiyormuş.

       Ama, önce annesinden izin alması gerekiyormuş. Annesinden izin istemiş. Annesi de ona:

 — Orman çok tehlikeli o yüzden olmaz, demiş.

İnci onu dinler mi? Annesinden izinsiz gitmiş. Ormanın yakınlarına gelince İnci korkmaya başlamış. Ama, arkadaşları ona:

       —Boşuna korkma, demişler.

İnci ormana varınca tavşan arkadaşı olan Pamuk’a:

 —Acaba annemi mi dinleseydim? İçim çok huzursuz. Sanki bir şeyler olacak gibime geliyor! Biliyorsun annem hasta. Ya ona bir şey olursa diye korkuyorum. Onu çok merak ediyorum. Ama, ormanı da merak ediyorum. Biraz dolaşalım ve dönelim, tamam mı? 

Pamuk:

 —Oldu o zaman. Elimizi çabuk tutalım da senin merakın gitsin.

        Pamuk böyle dedikten sonra yollarına devam etmişler. Ardan bir hayli zaman geçmiş. Ama onlar zamanın nasıl seçtiğinin farkına hiç varmamışlar. Çünkü, orman gerçekten çok güzel ve büyüleyici bir yermiş. Neden sonra İnci’nin aklına annesi gelmiş. Ya ona bir şey olduysa? Onu yalnız bırakmaması gerekmiyor muydu? Doktor onlara bu şekilde tembihlememiş miydi? Hemen eve dönmek istemiş ve dönmüşler.

       Eve döndüklerinde annesi yerde yatıyormuş. İnci çok telaşlanmış. Hemen babasını çağırmış. Babası eve gelirken beraberinde doktor da getirmiş. Annesini yatağa yatırmışlar. Sonra, doktor muayene etmiş; ama tam bir şey söyleyememiş. Hastaneye kaldırmışlar. Bazı testler sonucu doktor, İnci’nin babasına, karısının iki üç günlük ömrünün kaldığını söylemiş. O sırada İnci bu konuşmayı duymuş. Annesinin yanına gidip onu öpmüş. Biraz zaman geçtikten sonra anne gözlerini açmış. İnci’yi başında görmüş. Ona:

       —Kızım evimizde yatağımın altında fidan tohumu var. Onu al ve dik. Her gün sula. Biraz zaman geçince onla konuş ve ona arkadaşlık et. Zaten o da zamanla seni sevecektir ve arkadaşlık edecektir.

       Bu sözleri söyledikten sonra gözlerini hayata bir daha açmamak üzere yummuş. İnci günlerce ağlamış. Bir hafta geçtikten sonra fidanı dikmiş. Her gün sulamış. Fidanla konuşup ona arkadaşlık etmiş. Masal bu ya, fidan da tıpkı annesinin dediği gibi yapmış. Ona karşılık vermiş. Bu iki arkadaş günlerce konuşmuş. Günler haftaları, haftalar ayları, aylarda yılları kovalamış durmuş. Ta ki beş yıl geçene kadar. Beş yıl sonra fidan ağaç olmuş, İnci de artık olgun düşünmeye başlamış. Babası artık onunla eskisi kadar ilgilenmiyormuş. Aralarında bir uçurum oluşmaya başlamış. Bir gün babasına:

       — Ben annemi özledim. Sen bana annelik yapamıyorsun, demiş.

Babası da bu sözler üzerine İnci’ye bağırmış, çağırmış. İnci hemen odasına koşmuş ve o gece yatağına uzanmış. Saatlerce ağlamış. Sonra kararını vermiş. Ertesi gece evden kaçıp uzaklara gidecekmiş. Ve ertesi günün sabah dördüne doğru fidanına hoşça kal deyip evden çıkmış. Fidan İnci’nin arkasından:

 — İnci, dur yapma! Annen olsaydı böyle yapmanı istemezdi! İnci dur gitme! Hayatta küçük şeyler karşında ayakta durmasını öğrenmelisin! Ama, İnci onu duymamış bile. Çıkmış yollara…  Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Sonunda bir kulübeye varmış. İçeri girmek istemiş; fakat içeriye kabul edilmemekten korkmuş. Ama, açlığa ve susuzluğa dayanamayıp kapıya vurmuş. Karşısına bir nine çıkmış.

Nine:

 —Gel yavrum, gel… Ben de seni bekliyordum, demiş.

İnci içeri girmiş; ama dayanamayıp sormuş:

 — Siz benim geleceğimi nereden biliyordunuz?

 — Şaşırmanın sebebini anlıyorum. Ormandaki kuş arkadaşların söyledi yavrum. Onlara da fidanın söylemiş. Fidanın da zaten beni çok iyi tanır. O fidan tohumlarını annene veren kişi benim. Önce bir bardak su iç. Sonra seninle biraz konuşalım. Al iç bakayım şu suyu.

       İnci, suyu kana kana içmiş. İhtiyar kadın:

       —Tamam, gel şimdi konuşalım.

 İnci de başından geçen her şeyi anlatmış. Sonra da:

       —Biliyorum babamın kalbini kırdım; ama ben annemi çok özledim. Annem şimdi kim bilir nerededir?

       Nine:

       —Kızım sen merak etme. Annen şimdi cennetten ve seni izliyordur. Seni böyle görmesini ister misin? Baban sadece seni düşündü. Ama, onun da sinirleri bozulmuş olmalı ki sana bağırdı. Sonra anneni özleyen sadece sen değilsin ki… Herkes, tüm büyüklerin seni düşünür. Çünkü, onlar seni çok seviyorlar. Seni korumak için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlar senin hiç kötülüğünü ister mi? Haydi inat etme. Babandan özür dile. Hem kendin mutlu ol, hem de babanı mutlu et.

İnci, bu sözlerin anlamını biraz düşündükten sonra:

       —Haklısınız… Onlar sadece beni düşünüyorlar. Size çok teşekkür ederim.

Bu sözleri söyledikten sonra inci babasının yanına gitmek için yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Sonunda evlerine varmış. Çekinerek babasının yanına doğru yürümüş ve:

—Beni affeder misin baba?

       Babası kızının sesini duyunca çok sevinmiş. Sanki o anda etrafındaki her şey, bütün insanlar, canlılar, herkes ama herkes yok olmuş.  Hemen birbirlerine sarılmışlar. Sonra uzun uzun konuşup bu konuyu çözmüş. Bu olay onlara bütün sorunların konuşularak çözülebileceği gerçeğini öğretmiş onlara. Üzüntülerin de konulduğu, paylaşıldığı zaman azalacağını daha iyi anlamışlar. O günden sonra babası İnci’ye hiç bağırmaz, İnci de babasına hiç karşı çıkmaz olmuş. İnci bir daha hep büyüklerini ve fidanını dinlemiş. Çünkü biliyormuş ki fidanı da hep doğruları söylüyor. Zaman böyle akıp gitmiş; ama onlar hep mutlu mesut yaşamışlar...

 

                                       BETÜL UÇKAN

          AMASYA BİLİM VE SANAT MERKEZİ 


<<< Önceki Sayfa                                   Sayfa 22                             Sonraki Sayfa >>>
        
      İçerik Sayfası
>>>