|
Bu ülkede yaşayan karıncaların, çok korktukları bir düşmanları varmış. Bu düşmanları çok yakında bulunan çiftlikte beslenen atlarmış. Bu atlar, her sene otlanmaya çıkar, karınca ülkesini yerle bir ederlermiş. Zaten bizim oğul karıncanın babası da bu atların nalları altında can vermiş. Bu yüzden de kendisini küçük yaşta babasız bırakan bu hayvanlara karşı içinde büyük bir kin besliyormuş. Büyüdüğünde bu intikamı mutlaka alacak, babasız geçen her günün hesabını soracakmış onlardan. Bu intikam duygusuyla gel zaman git zaman bizim oğul karınca büyümüş. Oğul karınca büyümüş büyümüş olmasına; ama içindeki intikam ateşini bir türlü söndürememiş. Düşmanlarından öcünü almakta karalı imiş. Fakat, bunu nasıl yapacağını bir türlü bilemiyormuş. O kocaman atlarla nasıl mücadele edeceğini de bilemiyormuş. İşin kötüsü, diğer karıncalar bu durumu kabullenmiş, kaderlerine razı olmuşlar. Hâlbuki bu hepsini ilgilendiren bir konuydu. Birçoğunun ailesi atların nalları altında can vermişti. Belki, kendilerini de aynı son bekliyordu. Ayrıca, annesi hasta ve yaşlı olduğu için onu bırakıp gidemezmiş. Bu düşüncelerle gece yatağına yatıyor, rüyasında atlardan öcünü almak için yola çıkıyor; ama bir türlü başaramıyormuş. Zaten bu rüyaları her gece görür olmuş. O gece, yine aynı rüyaları görmüş. Sabah olunca rüyasını annesine anlatmış. Annesi de artık idealini gerçekleştirmesini söyleyince, bizim oğul karınca çok heyecanlanmış. Annesinin duasını alarak yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Önce karıncalar kralının huzuruna çıkıp düşüncelerini anlatmış. Babasının ve diğerlerinin intikamını almak için yola çıktığını, bunun çaresini bulamazlarsa kendilerini de aynı sonun beklediğini, böyle korku içinde yaşamaktansa bir şeyler yapmaları gerektiğini söylemiş. Padişah bilgili, görmüş geçirmiş biriymiş. Karıncaya: — Bizim gibi küçük canlıların atlar gibi güçlü, kuvvetli canlılara karşı nasıl bir şansı olabilir ki? — Küçük ve güçsüz olmak hiç önemli değil. Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim. Yapacağımız işe inanalım. — Peki, bunu nasıl yapacağız? — Bana bir bölük asker verirseniz bu işi hallederim. Bunun üzerine kral bizim oğul karıncanın istediklerini vermiş. Onları uğurlamış. Bizim karınca ve arkadaşları uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra atların çiftliğine gelmişler. Onları ilk kez bu kadar yakından görüyorlarmış. Gerçekten çok büyük ve güçlü görünüyorlarmış. Liderleri karnını doyurmuş, bir ağacın gölgesinde dinleniyormuş. Onu görünce bizimkiler ağacın gölgesinde yatmakta olan lider ata yaklaşmışlar. Oğul karınca, kahramanca bir eda ile: — Bunların lideri sen misin? — Evet, ne istiyorsunuz? —Siz, bizim yuvalarımızı dağıtıp, ölümümüze sebep oluyorsunuz. Bundan sonra bizim ülkemizden uzak durun. Atların lideri alaycı bir kahkaha ile: — Asıl siz bizim ayakaltımızdan çekilin! Hem siz bizi tehdit mi ediyorsunuz? Topunuzu birden ezmeden buradan defolun! Karıncalar usulca bir kenara çekilerek gecenin olmasını beklemişler. Gece olunca hepsi birden tek sıra halinde ahırın yolunu tutmuşlar. Gruplara ayrılmışlar. Her grup bir atın üzerine çıkmış. Oğul karıncanın işaretiyle de ısırmaya başlamışlar. Neye uğradığını anlayamayan atlar can havliyle yerlerinden fırlamış, debelenmeye başlamışlar. Neden sonra durumu anlayınca lider at: —Durun, demiş. Anlaşma yapabiliriz. —Nasıl bir anlaşma olacak? —Biz bundan sonra sizin ülkenizden geçmeyeceğiz! Siz de bizden uzak durun! —Anlaştık, bunu başından kabul etseydiniz de bizi uğraştırmasaydınız! Karıncalar bu söz üzerine oradan ayrılıp ülkelerine dönüp, müjdeyi vermişler. Kral oğul karıncayı baş vezir yapmış. Kırk gün kırk gece şölen yapmışlar. O günden sonra atlar onların yuvalarından uzak durmuşlar; onlar da huzur içinde ve korkusuzca yaşayıp gitmişler. Bu olay da göstermiş ki insanın önünde en büyük engel yine kendisi. Bir işe inandıktan sonra başarmak en kolay iş.
GÜRAY LAP
AMASYA BİLİM VE SANAT
MERKEZİ
<<<
Önceki Sayfa
Sayfa
19
Sonraki
Sayfa >>>
|