|
SON PİŞMANLIK
Tek derdi on altı yaşındaki kızını, Özge’yi okutup meslek sahibi yapmaktı. Kızının kendisi gibi ev köşelerinde temizlik yapmasını istemiyordu. Aldığı para, kızının okul masraflarına ancak yetiyordu. Kendisi küçükken okumak istemiş, ama babası izin vermemişti. Babasına göre kız çocukları için okumak gereksizdi. Arkadaşları okula giderken küçük Ayşe yani bizim Ayşe Hanım evin penceresinden onları izlermiş. Zavallı annesi ise ne zaman bu konu için ağzını açsa öfkeli kocanın hışımına uğrarmış.
Geçmiş onun için kör bir kuyuya benziyordu; dipsiz bir kör kuyu… Geçmişi hatırladıkça bu kör kuyunun içinde kayboluyordu. Bu yüzden de geçmişi anmak, geçmişi hatırlamak Ayşe Hanım’a acı veriyordu. Çünkü mazisi acılarla doluydu. Günyüzü görmemişti. Kızının da aynı kaderi yaşamasını istemiyordu.
Tek varlığı, babasından kalan bu eski ev ve bir miktar paraydı. Kızından başka kimi kimsesi yoktu. O, kızı için yaşayıp nefes alıyordu. Kenarda köşede biriktirdiği parayı saklıyor kızı için harcamayı düşünüyordu. Çünkü o, bu dünyadaki tek varlığı, tek dayanağıydı.
Soğuk bir şubat günü, bir türlü ısıtamadığı evinde kızını bekliyordu Ayşe Hanım. Kızı nihayet gelmişti. Ama kızıyla baş başa kalmak istemiyordu. Çünkü kızının eve her geldiğinde hallerinden yakınıp, sınıftaki arkadaşlarının zenginliğinden söz etmesinden korkuyordu. Hal böyle olunca başını öne eğip susuyordu her zamanki gibi…
Kızına da hak veriyordu. Gün geçtikçe Özge’nin içindeki artan hırs ve Ayşe Hanım’ın ilerleyen hastalığı bu iki kişilik aileye gölge düşürmüştü. Maddi durumlarının kızını etkilemesi en korktuğu şeydi. Bu da başına gelmişti. Kızı arkadaşlarının kıyafetlerini, ayakkabılarını, saçlarını, hep örnek alıyordu. Davranışları değişmişti. Hep para harcamak istiyordu. Ayşe Hanım kızı ile konuşmayı denemişti. Ama kızı hâlâ davranışlarında ısrarlıydı. Ayşe Hanım ise, kızının bu davranışlarının nedeni kendi olduğunu düşünerek üzülüyordu. Kızına daha iyi davranmaya çalışıyordu.
Ayşe Hanım, dört gözle tatili bekliyordu. Çünkü her tatillerde her zamankinden daha çok iş bulma, böylece daha çok kazanç elde etme şansı vardı.
Nihayet beklediği tatil gelmişti Ayşe Hanım’ın. Akşama kadar ev ev dolaşıp sonunda bitkin düşüyordu. Doktor ona yatıp dinlenmesini söylüyordu her seferinde. Ama o canını dişine takıp çalışıyordu. Kızının kendine anlayış göstermesini bekliyordu. Anlaşılan bu hastalığın çıkışı yoktu. Biriktirdiği paraya biraz daha eklemek istiyordu. Çünkü bu para kızının geleceğiydi.
Yine işinden döndüğü bir gün, evden içeri girince kızının evde olmadığını fark etti. Aklına kötü şeyler geliyordu. Biraz bekledi. Kimseyi telaşlandırmak istemiyordu. Ama kendisi çok telaşlanmıştı. Dayanamadı, karakolun yolunu tuttu. Karakola giderek kızının evlerine dönmediğini, başına kötü şeyler gelmesinden korktuğunu söyledi.
Evine dönerken baygınlık geçirdi. Komşuları ona müdahale etmişti. Sonradan durumun ciddi olduğunu anlayarak Ayşe Hanım’ı hastaneye kaldırdılar. Özge annesinin biriktirdiği parayı da alarak evden kaçmıştı. Hastanede ilk müdahale yapıldı. Hastalığı hızla ilerlediğinden acilen ameliyat olması gerekiyordu. Komşuları gece yanında bekleyip, hastane masrafını da ödediler. Ayşe Hanım, sabaha karşı kızını sayıklayarak, son nefesini verdi.
Cenazesi mezarlığa defnedildi. Kızının bu durumdan haberi yoktu. Özge’nin parası bitince mecbur evine dönecekti. Öyle de yaptı. Evine geldiğinde annesini bulamadı. Sonra durumu komşularından öğrendi. Koşarak annesinin mezarına gitti.
Mezarlığa vardığında annesinin mezarını bularak ondan özür diledi. Mezarın başında ağladı, ağladı! Sonra da “Anne, ben sensiz ne yapacağım!” diyerek pişmanlığa dönüşen gözyaşlarını sildi.
Annesinin korktuğu şey başına gelmişti. Dipsiz kör kuyularda kaybolmak; artık onun da kaderi olmuştu.
Ceren TAHTACI AMASYA BİLİM VE SANAT MERKEZİ
|