İHANET

 

Yıllar önce ayrılmıştım Amasya’mdan. Takvimler 2023 Ekim ayını gösteriyor. Yıllar sonra tekrar döndüm memleketime. Doya doya hasret gidereceğim geçen yıllara inat! Şehrimi gezip görmek için şoförüme döndüm ve:

 

    Haydi, Hakan gezelim, fethedelim şu Amasya’yı!

 

  Arabamın motoru çalıştı ve ilerledik. Karım, Amasya’yı hayatında ilk kez görüyordu. Onunla İzmir’de tanışmıştık. Ve hâlâ İzmir’de yaşıyoruz. Ben de meşhur bir basketçiyim artık. İyi de kazanıyorum.

 

     İlk durağımız, Anıt’ımızdı. Amasya’nın göbeğine kurtuluşumuzun sembolü olarak dikilmiş, Amasya’nın ayrılmaz bir parçası. Dosta düşmana ilelebet varlığımızı haykırırcasına dimdik duran Anıt’ımız…

 

      Birden gözümün önüne çocukluğum; daha doğrusu gençliğim geldi. Arkadaşlarımla bir külâh dondurma alırdık ve Yeşilırmak kenarında herhangi bir banka otururduk. Hem sohbet eder, hem Yeşilırmak’ı izler, hem de tatlı bir şekilde konuşurduk. Yeşilırmak, her zamanki sessiz ve derin akışıyla bizi adeta büyülerdi. Onda bir derviş sabrı bulurduk o zamanlar. O, olmazsa halimizin nice olacağını düşünürdük çocukça duygular içinde. Onsuz hayallerimiz olmazdı hiçbir zaman.

 

      Bazen elimize biraz ekmek alır, yere konan güvercinlere atardık. Onların o ekmek kırıntılarını toplayışını zevkle seyrederdik. O bizim çocukluğumuzun doyumsuz tadıydı...

 

         Biraz durup etrafı gözledim. Çevrelerine kayıtsız, dalgın insanlar yanımdan geçip gidiyorlar. Güvercinler aynı yerinde yok. Biraz daha yükseklere tünemişler. Nedeni de çocukların ellerindeki taşlarla onları ürkütmesi. Her şey nasıl da değişmiş. Sadece görüntü değil, insanlar da bir hoş olmuş. Hatta çocuklar bile… Biz kuşlara ekmek atardık, onlar taş atıyor.

 

     Üşenmedim, yanlarına gittim:

 

  — Çocuklar, ne yapıyorsunuz? Neden bir banka oturup kuşlara yiyecek atmak yerine ellerinizdeki taşlarla kuşları kaçırıyorsunuz? Ters ters baktılar bana. Ben yanlarından ayrılırken onlar taş atmaya devam ediyorlardı; ama bu sefer Yeşilırmak’a, hayallerimin kahramanına.

 

    Neler olmuş Amasya’ma? Diye iç geçirdim derinden…

 

   Birden, okuluma gitmeye karar verdim, şoförüme gideceği yeri tarif ettim ve koltuğuma kuruldum. Yaklaşık 16 dakika sonra okulum sandığım yerdeydim. Arabadan inince birden donakaldım. Eskiden okulum dediğim yer, şu anda bir viraneden başka bir şey değildi. Okuluma ne olduğunu sormak için etrafıma bakındım. Yanımda yaşlı bir amca gördüm.

 

    Amca neler olmuş burada, burası neresi?

 

Bana garip garip bakarak yaşlı amca:

 

     — Oğlum; burası eskiden bir okuldu. Ama ilerleyen teknoloji yüzünden öğrencileri gittikçe azaldı. Evlerine kapanıp, internet üzerinden dersleri izlemeye başladılar. İşte yine bu yüzünden okullarda öğrenci kalmadı. O günlerden beri, buraya ne uğrayan olur, ne de bakan.

 

       Bu sözlerden çok derecede etkilenmiştim. Eskiden arkadaşlarımla bahçesinde koştuğumuz, öğretmenlerini dinlediğimiz okulum şimdi adeta bir kervan geçmez hanı olmuştu.

 

         O sırada aklıma yıllar önce adımı kazdığım meşe ağacı gelmişti. Gitmek istedim. Hemen yandaki evlerin bitiminde başlayan küçük koruluktaydı. Eşimi de alıp yürümeye başladım. Şoförüme de on dakikaya döneceğimizi, beklemesini söyledim. Evleri geçtikten sonra etrafıma baktım bir şey göremedim. Eskiden neredeyse koru olan bu yerde artık canlı namına hiçbir şey yoktu.

 

          Ağacımı aradım, aradım. Sanırım korktuğum olmuştu. Yasak dinlemeyenler Amasya’mın en güzel yerindeki ağacımı kesip götürmüştü. Bir anda gözümden yaşlar döküldü. Ben, Amasya’mı eskiye nazaran daha şirin bir kent olarak hayal ediyordum. Meğer Amasya, bütün güzelliğiyle benim çocukluk hayallerimde kalmış! Resmen ihanet etmişler bu şehre ve insanlarına! Arkamı döndüm, arabama bindim.

 

         — Sür Hakan, İzmir’ e dönüyoruz!

 

 

                  ÜNAL LAP

                     AMASYA BİLİM VE SANAT MERKEZİ

 

<<< Önceki Sayfa                                      Sayfa 13                                Sonraki Sayfa >>>

    İçerik Sayfası >>>