TÜRKÇENİN DİĞER DİLLERDEN AYRILAN YA DA ÜSTÜN OLAN YANLARI

 

Dergimizin bu sayısında güzel dilimizin diğer dillerden ayrılan ya da üstün olan dört özelliğinden söz edeceğim. Aslında daha başka farkları ya da üstünlükleri de vardır, ancak onları başka yazılarda ele alabiliriz. Sözünü ettiğim bu dört özellikten ikisi ayrılan yanını, diğer ikisi de üstün olan yanını göstermektedir.

Ayrılan Yanları:

1-  Türkçede isimlerde cins (genus kavramı) yoktur. Bazı Batı dillerinde ve Arapçada olduğu gibi kelimelerin cinsiyeti bulunmaz. Söz gelimi: Fransızcada “docteur: doktor” erkek, “banane: muz” dişi, “orange: portakal, portakal rengi” dişi, “oranger: portakal ağacı” erkektir. Yine bu dilde erkek olan kelimelerin başında “le”, dişi olan kelimelerin başında “la” tanımlığı (article-harfitarif) bulunur.”le docteur, la banane” gibi.Almancada “der mann: adam, erkek”, “der tisch: masa”, “die dame: bayan, hanım”, “die frau: kadın, eş, bayan”, “die heimat:

     ülke, yurt, vatan”, “das haus: ev”, “das kind: çocuk”tur. Burada da

     görüldüğü gibi “der, die, das” tanımlıkları (article-harfitarif)

     erkek, dişi veya nötr gibi anlamları ayırt etmekte veya

     belirlemektedir.

         Arapçada ise müenneslik (dişilik) t’si, özellikle şahıs isimlerinde

     görüleceği gibi cinsiyet göstermektedir. Buna da “Emin-Emine,

     Hamit-Hamide, Şükrü-Şükriye, Arif-Arife, Macit-Macide”

     örneklerini verebiliriz.

         Türkçede sadece akrabalık terimlerinin ve hayvan adlarının

     kavram alanları içerisinde cinsiyet anlamı olduğu görülür. Bu da

     yukarıda sözü edilen ve başlı başına bir sistem olan durumla ilgisi

     olmayan bir özelliktir. Dilimizde “horoz, boğa, teke, koç, aygır”

     kelimeleri erkek; “tavuk, inek, koyun, kısrak” kelimeleri dişi; “dayı,

     amca, dede, ağabey, bacanak, enişte” kelimeleri erkek; “hala,

     teyze, nine, abla, elti, görümce” kelimeleri dişi anlamlarını da

     yansıtırlar.

 

2-  Türkçede “bir, iki, üç, dört, beş” gibi asıl sayı isimlerinden sonra gelen kelime çokluk eki almaz, yani “iki kediler, üç kitaplar”   denilmez, ama İngilizcede “two cats, three books” denilmektedir.  Dilimizde bulunan “Kırk Haramiler, Yedi Cüceler, Yedi Uyurlar, Üç Kuyular, Yüz Evler” gibi kullanımlar, kalıplaşmış ve özel isim olarak kullanılan istisnai örneklerdir.

 

Üstün Yanları:

1- Dilimiz akrabalık terimleri bakımından dünyanın en zengin dilidir. Ana dilinin mükemmel özelliklerinden habersiz yarı aydınlarımızın “Mutlaka öğrenmemiz gerekir, artık bir dünya dilidir.” diye savundukları İngilizcede “uncle: amca, dayı, enişte, yaşlı adam”,

    “aunt: hala, teyze, yenge”, “cousin: yeğen” anlamlarını karşılarken,

    aşağıda sıralayacağım bize has akrabalık adlarının pek çoğu, sadece

    İngilizcede değil Hint-Avrupa dillerinin hiçbirinde yoktur. Türk dili,

    birinci derecede akraba olan anne, babadan tutun da sokakta

    gördüğü adama kadar ilişkileri adlandırma gücüne sahiptir. Bu da

    Türk milletinin insana ve insanî değerlere ne kadar önem verdiğinin

    bir göstergesidir, ayrıca. Şöyle bir sıralamaya çalışalım: Anne,

    baba, oğul, kız, ağabey, abla, bacı, kardeş, dede, nine, torun,

    amca, dayı, hala, teyze, yeğen, amca oğlu, dayı oğlu, hala oğlu,

    teyze oğlu, amca kızı, dayı kızı, hala kızı, teyze kızı, enişte,

    damat, iç güveyi, gelin,   baldız, bacanak, kuma, elti, görümce,

    kayınbaba, kaynana,   kayınbirader, dünür, kirve, ahretlik,  dış

    kapının mandalı, dıdısının dıdısı… Örneklere dikkat ederseniz birinci

    derecede akrabayı merkeze koyup, dışa doğru sıralamaya çalıştım.

    Aslında daha çok sayabiliriz. Yazı uzamasın diye bazı akrabalık   

    adlarının   “kayınpeder, kayınvalide” gibi Osmanlıcadaki biçimlerini,

    “bibi, aga, imize, berdel” gibi yöre ağızlarına özgü biçimleri” ya

    da   “kayınço, köprüden geçerken... ...-e değmiş” gibi sokak

    ağzı-argo olan örnekleri vermiyorum. Özellikle Anadolu ağızlarının

    söz  varlığı üzerine yapılmış en geniş çalışma olan “Derleme Sözlüğü”

    bu  açıdan taranırsa, akrabalık adlarımızın yüzlerle ifade

    edilebilecek bir sayıda olduğu görülecektir. 

 

2- Dilimiz renk isimleri bakımından dünyanın en zengin ve renkleri

    adlandırma konusunda en yetenekli dilidir. Bu durum, Türkçenin

    soyutlaştırabilme gücünden kaynaklanmaktadır. Türkçe, gözün

    görebildiği her renk ve tonu, bir şeye benzetmek suretiyle

    adlandırabilmektedir. Bu üstünlük, dilimizi Batı dillerinden ayıran çok

    önemli bir farktır. Hint-Avrupa (Hindistan’dan Baltık ülkeleri ve

    İngiltere’ye kadar uzanan bir coğrafya) dillerinin en iyileri, sadece 

    Newton’un renk çarkını adlandırıp koyular için “dark”, açıklar için

    “light” sıfatlarını kullanabilirken, bazıları bu kadarını dahi

    Becerememektedir. Örnek olarak şu küçük tabloyu verebiliriz:

 

İNGİLİZCE GANCA
Green (Yeşil) Gwyrdd
Blue (Mavi)
Gray (Gri)
Glass
Brown (Kahverengi) wyd

 

     Dilimizde ise, ana ve ara renklerin dışında, gözümüzün tanıyabileceği her ton için mutlaka bir renk adı vardır. Bütün renkleri buraya sıralamak yazının sınırlarını zorlayacağı için birkaç örnekle yetineceğiz. Doğrusunu söylemek gerekirse, halk ağzında bilinen ve kullanılan renk adlarının pek çoğunu da sözlüklerde bulmak mümkün değildir. Yaygın olarak kullanılanlardan bazıları şunlardır: Kavuniçi, camgöbeği, devetüyü, yavruağzı, deniz mavisi, limonküfü, çivit mavisi, soğan kabuğu, balköpüğü, somon, şampanya vb.

 

 

Yrd. Doç. Dr. Mehmet YİĞİT

        Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi

       Türkçe Öğretmenliği Bölüm Başkanı



<<< Önceki Sayfa                                    Sayfa 10(2)                                 Sonraki Sayfa >>>
 
    İçerik Sayfası
>>>